08 05 2011

Osmanlı İmparatorluğu

    OSMANLI iMPARATORLUĞU   Orta Asyadan Anadoluya, Söğüt çevresinde kayı boyu olarak geldiler. Başlarına Osman Gazi geçti. Fetihlerle cihatlarla beylik oldular. Bursa'dan Avrupa Yakasına geçtiler. Trakyada fetihler yaptılar. İstanbulu aldılar. Bir çağ kapatıp bir çağ açtılar. Beylikten devlet oldular. Avrupaya yöneldiler,fetihler,akınlar,cihatlar yaptılar, Fetih yaptıkları ülkelerde halka tevazuh gösterdiler. Dinlerine saygı gösterdiler. Merhamet deryası idiler. Savaşlarda düşmana karşı Allah Allah nidalarıyla gök gürültüsü idiler. Bir yıldırım,  Bir Yavuz, Bir Fatih idiler. Kasırga oldular,fırtına oldular. Kat kat düşman ordularını bozguna uğrattılar. Denizleri birer göl yaptılar Bozguna uğrattılar. Üç kıtada hüküm sürdürdüler. Atlarının ve kılınçlarının sesi hep duyuldu. Osmanlı İmparatorluğu ve Çihan devleti oldular.    Dünya durdukça Osmanlının  izleri devamlı kacaktır!!!!   ... Devamı

08 05 2011

Deniz Ordusu

    Deniz Ordusu   Osmanlılar, ilk defa denizlere ulaştıkları zaman, Karesi Beyliği'nin gemilerinden yararlanmışlar ve Rumeli'ye bu beyliğin gemileri ile geçmişlerdir. Osmanlılar, Gelibolu'nun alınmasından sonra burada bir tersane kurarak, denizciliğe ilk adımı attılar. II. Murat, Varna Savaşı için Rumeli'ye geçerken, karşılaştığı zorluk nedeniyle, donanmaya olan ihtiyacı görerek bu konuda çalışmalar yaptı. Osmanlı donanmasının  gelişmeye başladığı dönem, Fatih zamanıdır. İstanbul'un denizden kuşatılması amacıyla ilk defa 400 parçalık bir donanma meydana getirildi. Bunun 150 parçası savaş gemisi, diğerleri nakliye gemileriydi. Yapılan çalışmalar sonucu, Osmanlı donanması 1470'te önemli bir güç haline geldi. Bu donanma, 1477'de Kırım'ı Osmanlı topraklarına katmış ve 1480'de Otronto'yu almıştı.    II. Beyazid döneminde, Kemal Reis'in Osmanlı Devleti hizmetine girmesinden sonra, donanma daha da gelişti ve güçlendi. Kanuni zamanında, Cezayir beyi Barboros Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmetine girerek kaptan-ı derya olmasıyla Osmanlılar, Akdeniz'de en üstün güç durumuna geldiler. Preveze Zaferi, Akdeniz'i bir Türk gölü haline getirdi.    Donanmanın bütün gemileri, İstanbul, Gelibolu, Süveyş, Basra, Rusçuk, Sinop, İzmit tersanelerinde yapılırdı. Bu tersaneler içinde en önemlisi, İstanbul'da bulunan tersane idi. Bu tersanede yüzlerce savaş gemisi aynı anda yapılabilirdi. Tophane'de, donanmaya ait gemiler için uzun menzilli toplar dökülürdü. XVI. yüzyıl sonlarıan kadar Osmanlı donanmasını esasını kadırgalar meydana getirirdi. Bunlar, odönemin en gelişmiş savaş gemileriydi.    Donanama komutanlarına kaptan-ı derya ya da kaptan... Devamı

07 05 2011

Cem Sultan

    Cem Sultan ( 1459-1495) Fatih Sultan Mehmet'in küçük oğludur. Edirne'de doğdu, Napoli'de öldü Annesi Çiçek Hatun'dur. Cem, 9 yaşında Kastamonu Sancak Beyi 1474'te Konya ve Karaman valisi oldu. Fatih Sultan Mehmet'in 1481'de ölümü üzerine Cem'in ağabeysi II.Bayezid çabuk davranarak tahta oturdu. Halbuki Veziriazam Karamanlı Mehmet Paşa ve Konya'da bulunan yüksek şahsiyetler, Cem'in padişah olmasını istiyorlardı. Bu isteklerden destek alan Cem Sultan Bursa üzerine yürüdü. 20 Haziran 1481'de iki kardeşin ordusu Yenişehir'de karşılaştı. Cem Sultan bu savaşı kaybederek Hicaz'a ne Mısır'a gitti. Yeniden kuvvet toplayıp kardeşine saltanatı paylaşma teklifinde bulundu. Bu isteği kabul edilmeyince Ankara üzerine yürüdü ve tekrar mağlup olarak 18 Ağustos 1382'de Rodos şövalyelerine sığındı. Oradan 300 asker muhafazasında Fransa'ya gönderildi. 1488'de Papa İnnocent VIII'in himayesine verildi. Cem Sultan İnnocent VIII'İN Hıristiyan olduğu taktirde bütün hakları geri verileceği teklifini reddetti. Onun yerine gelen Papa Alexander Borgia devrinde, Cem Sultan büyük bir serbestliğe kavuştu. Fransa Kralı Charles VIII, 1495'te Roma'ya girdiği zaman, Cem Sultan'ı himayesine alıp serbest bırakmak istedi. Fakat hasta olan genç şehzade, 25 Şubat 1495 günü 36 yaşında öldü. Zehirlenerek öldürüldüğü hakkında rivayetler vardır. Dört yıl sonra cenazesi İstanbul'a getirildi. Bursa'da ağabeysi Şehzade Mustafa'nın türbesine gömüldü. İyi bir şair olan Cem Sultan'ın Farsça ve Türkçe 2 divanı vardır.   Devamı

07 05 2011

KANİJE ZAFERİ ( SAVUNMASI)

  KANİJE MÜDAFAASI (1601) : Kanije Kalesini muhasara eden elli bin kişilik Avusturya ordusunun başında Kral Ferdinand bulunuyordu.Kaleyi Tiryaki Hasan Paşa müdafaa etmekteydi.Düşman her gün kaleye iki bin gülle atarak zayiata sebep oluyor, fakat Kanije müdafilerinin azmini kıramıyordu.Hasan Paşa bir taraftan askerin maneviyatını düzgün tutmak için aralarına girip, konuşurken, diğer taraftan Belgrad'da bulunan Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa'dan yardım istiyordu.Fakat beklenen yardım bir türlü gelmek bilmiyordu.Kalede erzak ve cephane çok azalmıştı.Uyanık ve tedbirli bir kumandan olan Tiryaki Hasan Paşa, yaptığı çeşitli harb hileleriyle Ferdinand'ı şaşkına çevirdi.Düşman, yapmış olduğu umumi hücumda yirmi bine yakın zayiat vererek geri çekilmesine rağmen, kaleyi almaktan bir türlü vazgeçmiyordu.Muhasara başlayalı yetmiş gün olmuş, kış bastırmıştı.Yağan karlar ve soğuklar, düşman ordusundan kaçanların sayısını gittikçe çoğaltıyordu.Bir ara, Sadrazam'ın ordusu ile gelmekte olduğu haberi duyulunca düşman ordusundan kaçanların sayısını gittikçe çoğaltıyordu.Bir ara, Sadrazam'ın ordusu ile gelmekte olduğu haberi duyulunca düşman ordusunda büyük bir korku başladı.Bu durumdan istifade etmek isteyen Tiryaki Hasan Paşa, hiç beklenmedik bir zamanda, bütün kuvvetleriyle kaleden çıkış yaparak Avusturya ordugahını bastı.Baskın sırasında krallarının don-gömlek kaçtığını gören düşman askerleri, uğradıkları paniğin tesiriyle şaşkına döndüler ve çoğu Türk kılıcı altında can verdiler.Kanije Zaferi, Türk tarihinde ehemmiyetli bir yer tutar.Sekiz- on kişilik bir kale kuvvetinin koca Avusturya ordusunu bozup, mahvetmesi, dirayetli ve cesur kumandanlar idaresinde M&uum... Devamı

04 05 2011

BOĞDAN ZAFERİ

    BOĞDAN ZAFERİ  Sultan Selim Han'ın son yıllarında babası zamanında1545'de Osmanlı  Hakimiyetine alınan Boğdan prensliği. Almanya imparatorluğu, Lehistan Krallığı ve diğer Hıristiyan devletlerin teşvik ve yardımlarıyla İoan cel Cumplit başkanlığında isyana teşebüs ettiler.İoan,kırkbin kişi civarında Asker ve top ile harekete geçip,İbrahim,Bender ve Akkerman kalelerini zapt etti. İsyan üzerine vezir Ahmed Paşa bölgeye gönderildi. Ahmed Paşa'ya Kırım Han'ı Adil Giray da yardım edip, 9 Ekim 1574 tarihinde Boğdan zaferi kazanıldı. Boğdan zaferiyle bölge tekrar Osmanlı hakimiyetine alınıp, haraç miktarı arttırılarak,Petro Şiopul Voyvodalığa tayin edildi. Osmanlı Sultanı İkinçi Selim Han zamanında İleriye dönük siyasi askeri iktisadi yatırımlarda bulunuldu. Hind, Aden ve Umman denizlerinde Osmanlı hakimiyetini sağlamak İçin Süveyş Kanalı, Rusya'nın Asya Türk ve Müslüman devletleriyle Münasebette bulunmak için, Don-Volga kanalıyla Hazar Denizi'ne İnme, İstanbul tersanelerinin kereste ve şehrin yakacak mes'elesini Halli için Marmara-Karadeniz kanalı açma ve daha pek çok üstünde olan bu faliyetlerden,Süveyş Kanalı Ondokuzuncu yüzyılda tamamlanmasına Rağmen, Don-Volga ve marmara-Karadeniz projesi yirminçi yüzyılda Dahi gerçekleştirilemedi. Sultan Selim Han zamanında, özllikleri İtibariyle san'at harikası olan Selimiye Camii Edirne'de inşa edildi.   ... Devamı

04 05 2011

Sokullu Mehmet Paşa

    Sokullu Mehmed Paşa Meşhur Osmanlı sadrazamlarındandır.Bosna’nın Sokol kasabasından,Şahinoğulları ailesine mensuptur.1505’te Sokol’da doğdu.Sultan Süleyman Han (1520-1566)zamaında ailesinin rızasıyla devşirme alındı.Zeka ve kabiliyeti,devlet memurlarının dikkatini çekti.Mehmed adıyla Edirne Sarayında,Osmanlı tahsil ve terbiyesiyle yetiştirildi.Edirne’den İstanbul ‘a getirilirek,Saray-ı Amire’de Enderun ‘un küçük odalar bölümüne alınıp,padişahın hizmetine girdi.Dürüstlüğü ve başarılı hizmetleri sayesinde sarayda çok önemli bir mevki olan Silahdarlığa tayin edildi.Sokullu Mehmed Paşa,Enderun’daki hizmetlerini tamamlayıp,Birun’da Kapucular Kethüdası oldu.1546’da Gelibolu Sancakbeyi olarak,Kaptan-ı deryalığa tayin edildi.Kanuni,1549 İran Seferi sırasında Sokullu’yu Rumeli Beylerbeyi olarak tayin etti.Sokullu Mehmed Paşa,İran harplerinin tekrar başlaması üzerine 1552-1553 kışını Tokat’ta geçirme emrini aldı.Sokullu Mehmed Paşa ,bu sefer esnasında sol kanatta Nahçivan Taarruzunda ve Gürcistan Harekatında vazife alarak üstün muvaffakiyet gösterdi.Sokullu,bu savaşlarda gözü pekliği,cesaretini ve askerlerini iyi sevk ve idare edebilmesinden dolayı,padişahın takdirini kazandı.Sultan Süleyman Han ,sefer dönüşü Amasya’da Sokullu’yu üçüncü vezir tayin ederek,kubbealtı vezirleri arasına aldı.Sokullu Mehmed Paşa ,harp taraftarı olmasa da,devletin çıkarları ve geleceği için Avysturya’ya harp ilan edilmesini istedi.Osmanlı Devletinin güçlenip büyümesi ve herşeyden de önce İslamiyetin yücelmesi için hiç durmadan cihad etmiş olan Sultan Süleyman Han yaşlı ve hasta olduğu halde ,bu sefere iştirak etti.5 Ağustosta Sigetvar Kalesi mu... Devamı

04 05 2011

DOĞU RUMELİ MESELESİ

    DOĞU RUMELİ MESELESİ  Berlin Kongresi ile kurulan Bulgaristan Prensliği'nin güneyindeki topraklar (Doğu Rumeli) adı ile imtiyazlı bir eyalet haline getirilmişti. Bulgaristan Prensliği, Doğu Rumeli'de bir hükümet darbesi yaptırarak, buranın kendisine bağlandığını ilan etti (1885). Rakibi olan Sırbistan'ı da yenerek durumunu kuvvetlendirdi. Bu gelişme karşısında Osmanlı Devleti Bulgaristan'askeri müdehale yapmaktan kaçındı. II. Abdülhamid, Bulgaristan'ı savaşta yense bile büyük devletlerin ise karışmasıyla durumun değişmeyeceği görüşündeydi. Onun için meselenin görüşmeler yoluyla çözümünü tercih etti. Doğu Rumeli, yine Osmanlı Devleti'ne bağlı olacak, fakat başında Bulgaristan prensi bulunacaktı. Berlin Kongresi hükümlerini açıkça çiğnemesine rağmen, Bulgaristan, buradaki hakimiyetini gittikçe arttırdı. tam bağımsızlığını ilan ettiği 1908'de Doğu Rumeli'yi de sınırları içine kattı.   Devamı

04 05 2011

OSMANLI BATILILAŞMA HAREKETLERİ

  Sultan II. Mahmud, 1829 Edirne Barışından sonra Batılılaşma hareketlerine daha hızla sarıldı. 1829'da Kıyafet Kanununu çıkararak devlet memurlarının pantolon, ceket ve fes giymelerini emretti. Kendi resmini devlet dairelerine ilk defa astırdı. 1831 yılında (Takvim-i Vekaayi) adlı bir gazete çıkarıldı. Batı musikisi, orkestra, bale, tiyatro ilk defa Sultan II. Mahmud devrinde girdi. Harbiye ve Tıbbiye mektepleri açıldı. İçteki isyan hareketleri ve dış devletlerin emperyalist ve iki yüzlü tutumları Osmanlı Hükümetini rahat brakmıyordu. Bu yüzden yapılan ıslahat hareketleri aceleye getirilerek şekli ve taklit mahiytinde olmaktan kurtulamadı.       Devamı

04 05 2011

Sultan Ahmed Camii

    Sultan Ahmed Camii Sultan 1. Ahmed saltanatının altıncı yılında,İstanbul’a muhteşem bir sanat eseri kazandırmak  istemiş ve Sermimar Sedefkar Mehmed Ağa’yı vazifelendirmişti.8 Ekim 1609 tarihinde Atmeydanı’nda temel kazılarına başlandı ve 1616 yılındainşaat tamamlandı.9 Haziran 1617 günü de kubbenin kilit taşının konulmasışerefine,büyük bir ziyafet tertip olundu.Türkiye’nin altı minareli bu tek camii’ninyapımı için masraf defderlerindeki kayıtlara göre, 181 milyon 102 bin 944 akçesarfedilmişti. Cephesi 72,yanları 64 metre olmak üzere,kareye yakın bir plan üzerineyapılan Sultanahmed Camii,ana kubbe ve onun çevresindeki dört yarım kubbeyleörtülüdür.Ayasofya kubbesi çapında 2.60 metre daha geniş olan 33.60 metreana kubbe dört kemere bağlanmış,kemerler de mermer fil ayakları üzerine oturtulmuşlardır.Merkezi kubbenin dört yanından üçer şerefli dört minare yükselir. Sultan 1. Ahmed camii İstanbul’un tarihi bakımından en önemli eserlerindendir.İç avlunun cephe duvarı uçlarında ikişer şerefli iki minare daha vardır.Toplam 16 şerefeni,1.ahmed’in 16. padişah olduğuna dalelet ettiği söylenirki,Sülayman Çelebi ile Musa Çelebi’ye de Osmanlı padişahları listesinde yer verildiği takdirde bu iddia doğruluk kazanır.Mermer zeminli ve ortası şadırvanlı iç avlu, cami ile aynı ebattadır.Burası 26 kemerli bir revakla çevrilmiş revakların üzeri 30 yarım kubbe ile örtülmüştür.Dış avluya bakan 38 penceresi vardır.İç avluya açılan ve ilk defa bu camide yapılan tunç kanatlı üç kapı , son derce sanatkarhane işlenmiştir.Ortadaki şadırvan 6 mermer sütunlu bir saçakla gölgelenir.Abdest muslukları cami’nin iki yanındaki yan duvarlardır.Avrupalıl... Devamı

04 05 2011

İttihat ve Terakki

    İttihat ve Terakki 1908 Meşrutiyet İnkılabı'nın meydana gelmesine yol açan siyasi bir partidir. Birinci Dünya Savaşı sonunuda Osmanlı Devleti'nin yenilmesi üzerine, 1918'de İmparatorlukla birlikte tarihe karışmıştır. Cemiyetin temeli 1893'te, gizli olarak, İstanbul'da Askeri Tıbbiye Mektebi öğrencileri tarafından atılmıştı. Poğramında memlekette meşrutiyet idaresinin, hürriyetin, eşitliğin, mal ve can emniyetinin tesisini hedef tutuyordu. Cemiyet teşkilatı çabuk yayıldı. Yabancı ülkelerde ihtilal hazırlıkları başladı. II. Abdülhamit , Cemiyet mensuplarını dağıttı, sürgüne yolladı. Fakat cemiyet ve yaydığı fikirler, uyanık subaylar ve memurlar vasıtasıyla genişlemeye devam etti. Fakat cemiyeti dağıtmak için kanlı teşebbüslarden bile çekinmeyen II. Abdühamit sonunda 24 temmuz 1908'de Kanun-u Esasi'yi ilan etmek zorunda kaldı. Bundan sonra parti içinde şahsi nüfuz mücadelesi başladı. 13 Nisan 1909'da İttihat ve Terakki'nin Rumeli'den getirttiği avcı taburları arasında şeriatçılık tesiriyle bir ayaklanma meydana geldi. Bunu Rumeli'den gelen Hareket Ordusu bstırıp, cemiyeti kurtardı. Cemiyet mensupları arasında Ahmet Rıza, Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa. Dr. Nazım ve Ziya Gökalp gibi kuvvetli şahsiyetler de vardı. Başta Enver Paşa olmak üzere ittihatçılar'ın Alman tesiri altında Osmanlı İmparatorluğunu Birinci Dünya Savaşı'na sürüklemeleri, devletin de, İttihat ve Terakki'nin de sonu oldu. Devamı

04 05 2011

Paris Antlaşması(1856)

    Paris Antlaşması(1856)   Paris Antlaşması, 30 Mart 1856 tarihinde Rusya ile Kırım Savaşı'nı kazanan Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır.Kırım Harbi Rusya'nın mağlübiyetiyle sona erdi. 1 Şubat 1856 yılında Viyana protokolü ve yapılacak sulhün ana hatları kabul edildi. Protokolde belirtilen esaslar çerçevesinde 25 Şubat 1856 yılında Paris'te Sulh (Barış) Konferansı açıldı. Bir ay 4 gün süren ve 30 Mart 1856 tarihinde imzalanan Paris Antlaşmasına İngiltere, Fransa, Osmanlı Devleti, Rusya, Avusturya, Prusya ve Sardunya devletleri katıldı. Osmanlı Devleti Kırım Harbinde galip devletler arasında bulunduğu halde Paris Antlaşmasıyla siyasi yönden kayba uğradı. Tamamı 34 madde olan Paris barış antlaşmasının getirdiği başlıca hususlar şunlardı :   1-Antlaşmanın Avrupa için önemi, Rusya tarafından bozulan uluslararası dengenin tekrar tesis edilmesidir.  2-Osmanlı Devleti açısından ise: Başlangıçta Rus tehlikesi bertaraf edildi; Osmanlı Devleti, devletler genel hak ve hukukundan faydalanma imkanı elde etti; Avrupa konseyine girme hakkını kazandı. Ancak, toprak bütünlüğü ve bekası Avrupa büyük devletlerinin kefilliği altına girdi. Karadeniz'de Rusya ile aynı muameleye tabi tutulması haksızlık olarak ortaya çıktı. Keza devletin tamamen bir iç meselesi olan Islahat Fermanı'na antlaşma metni içinde yer verilmesi, müteakip yıllarda iç işlerine müdahale zemini hazırladı.  3-İngiltere, Akdeniz ve Hindistan'a giden ticaret yollarını güvenceye aldı. Özellikle Rus Karadeniz donanmasının yok edilmesi, İngiltere'nin sömürgeleri ve Akdeniz ticareti için değerli bir garanti oldu.  4-Fransa'da İngiltere gibi ekonomik çıkarlar elde etti. Doğu A... Devamı

04 05 2011

Çirmen Savaşı

    Çirmen Savaşı (1371) Sırp Sındığı Zaferinden sonra, Rumeli'deki fetih hareketlerine hız verildi. Timurtaş Paşa, Lala Şahin Paşa ve bizzat I. Murat'ın (Hüdavendğar)  idaresindeki kuvvetler, Rumeli'nin fethini tamamladılar. Osmanlı ile mücadele edemeyeceğini anlayan Bulgar Kralı Yuvan Şişman Osmanlı hakimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Osmanlının Balkanlar'da hızla ilerlemeleri karşısında, Sırp Kralı Vukaşin ile kardeşi Mekedonya Sırp prensi Osmanlılara karşı birleştiler. Birleşik Sırp kuvvetleri ile Evrenuz Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusu, Birleşik Sırp ordusunu Çirmen Savaş'ında mağlup ederek (1371). Çirmen zaferi sonrasında, Mekedonya yolu Osmanlı Devletine açıldı. Sırp direnişinin çökertilmesi sonucu Kavala, Drama ve Serez alındı.   Devamı

04 05 2011

Akşemseddin Hazretleri

    Akşemseddin İstanbul'un manevi fatihi, büyük alim, üstad, hekim ve veli Asıl ismi Muhammed bin Hamza, lakabı Akşeyh'tir. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi'nin neslindendir. Soyu Hz. Ebu Bekr-i Sıddık'a Ulaşır. 1390 senesinde Şam'da küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi. 7 yaşında babsı ile Anadolu'ya gelir. Akşemseddin, babasının vefatından sonra tahsiline devam ederek,sarf, nahiv, mantık,meani, belagat ilmi-i fıkıh, akaid, hikmet okudu. Zeka ve istidadının yardımıyla kısa sürede ilimleri öğrenip tıp ilmini dahi tahsil ettikten sonra Osmancık medresine müderris oldu. Akşemseddin'e zamanın büyük Velisi Hacı Bayram hazretlerine gitmesini tavsiye ettiler. Akşemseddin hazretleri müderrislik görevini bırakarak, Ankaraya geldi.  Rastladığı bir kimseye Hacı Bayram Veli'yi nerede bulabileceğini sordu." İşte şu gördüğün dükkan dükkan gezerek para toplayan kişi Hacı Bayram'dır" dedi. Akşemseddin hazretlerinin yüzü buruştu kalbi sıkıntıyla doldu. Demek meşhur Veli Hacı Bayram dükkan dükkan para topluyor, buralara kadar kendimi  boşuna yormuşum diyerek meşhur Veli Şeyh Zeynüddin-i Hafi hazretlerine talebe olmak için Halep'e bir konak mesafeye geldiğinde bir hana geldi. Sabah, elleri yüzünde korku, şaşkınlık ve dehşet içerisinde uyandı. gördüğü rüyanın etkisi altında Halep yerine Ankara istikametine döndü.Rüyasında boynuna takılan bir zincir Hacı Bayram'ın elindeydi Akşemseddin Halep'e gitmek istedikce Hacı Bayram zinciri çekiyordu. Hacı Bayram-ı Veli'nin dergahına ulaşınca Akşemseddin onun talebeler gibi tarlada çalıştı. Yemek vakti gelince Akşemseddin'in yüzüne bakmadı. Hacı Bayram hazırlanan yemeği talebelerine taksim etti. artığını da ... Devamı

04 05 2011

Dördüncü Murad Han

    Dördüncü Murad Han Dördüncü Murad Han ,Osmanlı padişahlarının onyedincisi ve İslam halifelerinin seksenikincisidir.Babası Birinci Ahmed Han,annesi Mahpeyker (Kösem) Sultan olup ,İstanbul’da 1609’da doğdu “Gazi Hünkar” ve “Bağdat Fatihi” de denirdi.Sultan Dördüncü Murad Han ondört yaşında iken tahta geçtiğinde,iç ve dış işlerde karışıklılar vardı.İdare işler karışık olduğundan,Yeniçeri ve Sipahi askerleri zorbalık yapıyorlardı.Vasi durumunda olan annesi Mahpeyker Kösem Sultan’ın yardımı ile başına kıymetli devlet adamları ve kumandanlar getirerek ,ortalığı düzeltti.İran Şahı Birinci Abbas-ı Safevi (1588-1629) Osmanlı hududuna geçip,Bağdat’ı işgal ederek otuzbin Ehl-i Sünneti kadın ,çocuk ayırmadan kılıçtan geçirdi.11 Kasım 1625’de Bağdat yakınlardaki Azamiyye kurtarılarak ,Bağdat kuşatıldı.Dördüncü Murad Han’ın yaşının küçüklüğünden istifa eden Yeniçeriler,İstanbul’da zorbalıklarını ve ahaliye kötü muameleyi artırmıştı.Tahta geçtiğinden itibaren bütün hadiseleri dikkatla takip ederek ,elebaşılarını teşhis ettiren Sultan Murad Han ,8 Haziran 1632’de devlet idaresini bizzat eline aldı.Yeniçeri ve Sipahi zorbalıkların önüne geçti.Ülkenin her tarafında huzur ve emniyet sağlandı.2 Eylül 1633 büyük İstanbul yangının ardından ve kahvelerde siyasi faaliyetlere zemin hazırlanması üzerine;16 Eylül 1633’te kahvehaneler kapatılarak,tütünü ,enfiyeyi ve 5 Ağustos 1634 şarap içmeği yasakladı.Emri dinlemeyenlere şiddetli cezalar verileceği ilan edilip sıkı kontrollar yapıldı.Sultan Murad Han ,Lehistan Kazakları’nın Karadenizde Osmanlı sahillerine ve Rumeli’de Tuna yalılarına yaptıkları sald... Devamı

04 05 2011

Mehter Takımı

    MEHTERHANE Mehter olarak da bilinir, Osmanlı Devleti'nde askeri müzik örgütü. Ayrıca Mehterhane'de görevli müzikçiye de mehter denir. Mehterhane'nin Anadolu Sekçuklu sultanı III. Keykubad'ın Osman Gazi'ye beylik verdiğini belirtmek üzere tabl(davul) ve alem gönderdiği 1299 tarihinde kurulduğu kabul edilir. Yapısı ve düzeni. Tam örgütlü bir mehter takımında kös, davul, nakkare, halile, çevgan, nefir, boru gibi çalkılar yer alırdı. Bunların altı, yedi yada dokuz olmasına göre, mehter takımı da "altı kat", "yedi kat", "dokuz kat" diye nitelenirdi. Mehterhane-i Hakeni ya da Mehterhane-i Hümayun olarak anılan padişah mehteri, II. Mehmed (fatih) döneminde dokuz kat olarak düzenlenmişti. Bu sayı savaş dönemlerinde iki katına çıkarıldı. Sadrazam, vezir, vali gibi davlet ileri gelenlerinin de özel mehter takımları vardı. II. Mehmed döneminde yalnız ikindi namazlarından önce çalmaya başladı. Bunun dışında cüluslarsa, kılıç alaylarında, zafer müjdesi geldiğine, arife divanlarında, şehzade ve sultanların doğum ve sünnet düğünlerinde de çalardı. Eyüpsultan, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Beşiktaş, Rumelihisarı, Yeniköy, Kavak, Beykoz, Anadoluhisarı, Üsküdar gibi semlerde geceleri yatsı namazından sonra ve halkı sabah namazına kaldırmak için güneş doğmadan hemen önce nevbet vurulurdu. Mehter bir yerden bir yere özel mehter yürüyüşüyle giderdi .Mehterhanenin amiri, takımın en yüksek subayı ve zurnazenlerin başı olan mehterbaşı idi. Yardımcısı başmehter ağa, tabizenlerin başıydı. Bu ikisi ile zilzenbaşı, boruzenbaşı ve nakkarezenbaşının giysileri al renkli kabut ya da çuha binişli al renkli çuha çakşırdan oluşurdu. Bunlar ayaklarına ... Devamı

Ödev Ödev Society Blogs
society blog