04 05 2011

Akşemseddin Hazretleri

 

 
Akşemseddin
İstanbul'un manevi fatihi, büyük alim, üstad, hekim ve veli Asıl ismi Muhammed bin Hamza, lakabı Akşeyh'tir. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi'nin neslindendir. Soyu Hz. Ebu Bekr-i Sıddık'a Ulaşır. 1390 senesinde Şam'da küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi. 7 yaşında babsı ile Anadolu'ya gelir. Akşemseddin, babasının vefatından sonra tahsiline devam ederek,sarf, nahiv, mantık,meani, belagat ilmi-i fıkıh, akaid, hikmet okudu. Zeka ve istidadının yardımıyla kısa sürede ilimleri öğrenip tıp ilmini dahi tahsil ettikten sonra Osmancık medresine müderris oldu. Akşemseddin'e zamanın büyük Velisi Hacı Bayram hazretlerine gitmesini tavsiye ettiler. Akşemseddin hazretleri müderrislik görevini bırakarak, Ankaraya geldi.  Rastladığı bir kimseye Hacı Bayram Veli'yi nerede bulabileceğini sordu." İşte şu gördüğün dükkan dükkan gezerek para toplayan kişi Hacı Bayram'dır" dedi. Akşemseddin hazretlerinin yüzü buruştu kalbi sıkıntıyla doldu. Demek meşhur Veli Hacı Bayram dükkan dükkan para topluyor, buralara kadar kendimi  boşuna yormuşum diyerek meşhur Veli Şeyh Zeynüddin-i Hafi hazretlerine talebe olmak için Halep'e bir konak mesafeye geldiğinde bir hana geldi. Sabah, elleri yüzünde korku, şaşkınlık ve dehşet içerisinde uyandı. gördüğü rüyanın etkisi altında Halep yerine Ankara istikametine döndü.Rüyasında boynuna takılan bir zincir Hacı Bayram'ın elindeydi Akşemseddin Halep'e gitmek istedikce Hacı Bayram zinciri çekiyordu. Hacı Bayram-ı Veli'nin dergahına ulaşınca Akşemseddin onun talebeler gibi tarlada çalıştı. Yemek vakti gelince Akşemseddin'in yüzüne bakmadı. Hacı Bayram hazırlanan yemeği talebelerine taksim etti. artığını da köpeklerin canağına döktürdü. Akşemseddin bir onlara bir de kendine bakarak nefsine "sen buna layıksın" diyerek köpeklerin önüne konan yemekten yemeye başladı. Hacı Bayram-ı Veli onun bu tevazusuna dayanamayarak: Köse kalbimize girdin, gel yanıma" diyerek gönlünü alıp sofrasına otuttu. Sonra "Zincirle zorla gelen misafiri böyle ağırlarlar." dedi. Hacı Bayram-ı Veli hazretleri Akşemseddin'i diğer talebelerinden daha zor imtihanlara tabi tuttu. Böylece Akşemseddin hazretleri kısa zamanda tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrendi ve Hacı Bayram hazretlerinden icazetini, diplomasını aldı. Osmanlı Sultanı II. Murat Han, Hacı Bayram-ı Veli'yi son derece severdi. Fırsat buldukça, sık sık ziyaretine giderdi. Bir defasında, dört yaşındaki oğlu Şehzade Mehmet ile beraber Hacı Bayram'a gelip elini öptüler. Sultan Murat Han, Sohbet sırasında Hacı Bayram'a "Efendim İstanbul'u alıpi kafir diyarını İslam'ın nuru ile nurlandırarak, çan çınlamaları yerine ezan seslerinin yükselmesini arzu ederim. Bu hususta dualarınızı beklerim." dedi "Allahü teala, ömrünüzü ve devletinizi ziyade etsin. Yalnız, İstanbul'un alındığını sen ve ben göremeyiz." dedi sonra da şehzade Mehmet ile Akşemseddin'i göstererek: "Ama şu çocukla bizim köse görürler." buyurdu. Tıp ilminde de kendini yetiştiren Akşemseddin hazretleri çeşitli hastalıklara hangi otlardan hazırlanan ilaçların iyi geleceğini bilirdi. Bu husutaki ilmi dillere destan idi. Bulaşıcı hastalıklar üzerinde de çalışmalar yaptı. Akşemseddin hazretleri, etkileri bakımından kansere benzeyen seretan denilen bir hastalıkla da uğramıştı. Tıptaki şöhreti o dereceye vardı ki birkaç defa Edirne sarayına çağrıldı. II. Murat Hanın vefatı ile Osmanlı tahtına çıkan genç padişah Sultan Mehmet İstanbul'un fethi hazırlıklarını tamamladıktan sonra şehre doğru hareket ederken Allah adamlarına da ordusunda bulunmasını istedi. Bu davet üzerine Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Gürani, Şeyh Sinan gibi meşhur alimler ve veliler talebeleriyle orduya katıdı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul önlerinde ordugahını kurdu. Fatih Sultan Mehmet Han, Veziri Veliyüddin Ahmet Paşayı Akşemseddin Hazretlerine göndererek "Şeyhe sor, Kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi varmıdır?" dedi. Buna Akşemseddin Hazretleri şöyle cevap verdi. "Ümmeti-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gaziler bir kafir kalesine doğru hücum ederse, inşaallah teala feth olur". Sultan Mehmet Han umümi cevapla yetinmeyip, Veliyüddin Ahmet Paşayı tekrar Akşemseddin'e gönderip: "Vaktini tayin etsin" dedi. "İşbu senenin Cemaziyelevvel ayının 20. günü seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Konstantiyye'nin içi ezan dola" dedi.  Yeniceriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyalar Sultan Mehmet Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyordu. Fatih Sultan Mehmet Han bu sırada Hocası Akşemseddin'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddin'in bulunduğu çadıra gitti. Fatih Sultan Mehmet Han  çadıra yaklaşıp hançerinle bir delik açtı. İçeri Bakınca Hocası Akşemseddin hazretleri kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş ak saçı ve ak sakalını toprağa sürüp saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hali  ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü Tealaya yalvarıp dua ediyor, gözyaşı döküyordu. Fatih Sultan Mehmet Han hocası Akşemseddin'in Allahü Tealaya yalvarıp dua etmekte olduğu bu yüksek hali görünce doğruca yerine döndü Kaleye bakınca surlara tırmanan İslam askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğunun da hisra girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam Efendimizin büyük mücizesi gerçekleşti. Fatih Sultan Mehmet Han, Akşemseddin, Mola Gürani, Mola Hüsrev ve Akbıyık Sultan ile İstanbul'a girerken Şehir halkı yol boyunca dizilmiş heyacanla ellerindeki çiçek demetlerini Fatih Sultan Mehmet çok genç olduğu için herkes Akşemseddin'i padişah sanıyordu. Ona demet demet çiçek veriyordu. Akşemseddin'in "Sultan Mehmet ben değilim, odur". Sözüne karşılık Fatih Sultan Mehmet de "Giddiniz yine ona gidiniz Sultan Mehmet benim ama o benim hocamdır. "Şehrin Manevi Fatihidir." diyordu. Bir gece Fatih Sultan Mehmet Han Akşemseddin hazretlerinin ziyaretine gitti. Akşemseddin'e "Hocam! Eshab-ı kiramın büyüklerinden, mihmandar-ı Resüllullah olan Ebu Eyyüb-i Ensari'nin mübarek kabrinin İstanbul surlarına yakın bir yerde olduğunu tarih kitaplarından okudum. Yerinin bulunması ve bilinmesini bilhassa rica ederim." O zaman Akşemseddin hemen "Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. orada olmalıdır. cevabını verdi. Fatih Sultan Mehmet Han, Eyüb Ensari'nin Kabr-i şerifinin üzerine bir türbe ve Akşemseddin ile talebelerinin mahsus odalar, bir de cami-i şerif yaptırdı. Akşemseddin'den orada oturmasını rica etti. fakat o, bu teklifi kabul etmeyerek memleketi olan Göynük'e döndü. Akşemseddin Göynük'te 1459 yılına kadar yaşadı.

212
0
0
Yorum Yaz
Ödev Ödev Society Blogs
society blog