OSMANLI İMPARATORLUĞU

OSMANLI İMPARATORLUĞU

         

 

                  

 

 
Orta Asyadan Anadoluya,
Söğüt çevresinde kayı boyu olarak geldiler.
Başlarına Osman Gazi geçti.
Fetihler cihatlarla beylik oldular.
Bursa'dan Avrupa Yakasına geçtiler.
Trakyada fetihler yaptılar.
İstanbulu aldılar.
Bir çağ kapatıp bir çağ açtılar.
Beylikten devlet oldular.
Avrupaya yöneldiler,fetihler,akınlar,cihatlar yaptılar,
Fetih yaptıkları ülkelerde halka tevazuh gösterdiler.
Dinlerine saygı gösterdiler.
Merhamet deryası idiler.
Savaşlarda düşmana karşı Allah Allah nidalarıyla gök gürültüsü idiler.
Bir yıldırım, 
Bir Yavuz,
Bir Fatih idiler.
Kasırga oldular,fırtına oldular.
Kat kat düşman ordularını bozguna uğrattılar.
Denizleri birer göl yaptılar
Bozguna uğrattılar.
Üç kıtada hüküm sürdürdüler.
Atlarının ve kılınçlarının sesi hep duyuldu.
 Osmanlı İmparatorluğu ve Çihan devleti oldular.   
Dünya durdukça Osmanlının  izleri devamlı kalacaktır!!!!
 
      



Html Kod-Html Kodları-Film İzle-İnternet Ödev


Html Kod-Html Kodları-Film İzle-İnternet Ödev

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : Osmanlı,İmparatorluğu

İngiltere'nin Mısır'ı İşgali

 

 

İngiltere'nin Mısır'ı İşgali
İngiltere, Mısır'ı doğudaki sömürgelerine ulaşmada önemli bir üs olarak görmekteydi. Bu nedenle Akdeniz'de olduğu gibi, Mısır'da da üstünlük kurma düşüncesindeydi. 1869 yılında Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla Mısır'ın siyasi ve ekonemik önemi daha da arttı. Bu tarihte Mısır Hidivi olan İsmail Paşa, İngiltere ve Fransa'dan borç para almıştı. Bir süre sonra İsmail Paşa borçlarını ödeyemez duruma geldi. Bunun üzerine, İngiltere ve Fransa bir komisyon kurarak, Mısır'ın mali durumunu denetlemeye başladılar. Bu olay Mısır halkı arasında büyük tepkiye neden oldu. Ahmet Urabi Paşa yönetiminde ayaklanan askerler yönetimi ele geçirdiler. Ülkede çıkan karışıklıklardan yararlanan İngilizler, Mısır'ı işgal ettiler. (1882) Osmanlı Devleti bu duruma itiraz ettiysede İngilizleri Mısır'ı işgal ettiler.

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : İngiltere'nin,Mısır'ı,İşgali

Sırp Sındığı Savaşı

 

Sırp Sındığı Savaşı (1364)

Osmanlının Balkanlar'da hızlı ilerlemeleri karşısında Sırplar ve Bulgarlar, Papa'dan yardım istediler. Papa, Macar Kralı Layoş'u bir Haçlı seferi düzenlemekle görevlendirdi. Sırplar, Bulgarlar, Eflaklılar, Bosnalılar, Macarlar birleşerek büyük bir Haçlı ordusu meydana getirdiler. Amaçları, Osmanlı Devletini Rumeli'den atmaktı. Bu sırada I. Murat, Bursa'da bulunuyordu. Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa, durumu I. Murat'a bildirerek yardım istedi. Ayrıca, bir tedbir olarak, Hacı İlbeyi'ni Haçlıların durumunu öğrenmek için bir keşif yapmakla görevlendirdi. Haçlılar, düzensiz olarak ilerliyorlar ve tedbir almak gereğini dahi duymuyorlardı. Haçlı ordusunun konakladığı bir gece ani bir baskın düzenleyen Hacı İlbeyi, düşmanı yenilgiye uğrattı. Haçlıların çoğu, Meriç nehrinde boğuldu. Macar Kralı Layoş, canını güçlükle kurtardı. Meriç nehri kenarında yapılan Sırp Sındığı Zaferi ile, Balkanlar'da hızla ilerleme imkanı sağlandı ve fetih yolları açılmış oldu.

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : Sırp,Sındığı,Savaşı

Çirmen Savaşı

 

 Çirmen Savaşı (1371)

 Sırp Sındığı Zaferinden sonra, Rumeli'deki fetih hareketlerine hız verildi. Timurtaş Paşa, Lala Şahin Paşa ve bizzat I. Murat'ın (Hüdavendğar)  idaresindeki kuvvetler, Rumeli'nin fethini tamamladılar. Osmanlı ile mücadele edemeyeceğini anlayan Bulgar Kralı Yuvan Şişman Osmanlı hakimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Osmanlının Balkanlar'da hızla ilerlemeleri karşısında, Sırp Kralı Vukaşin ile kardeşi Mekedonya Sırp prensi Osmanlılara karşı birleştiler. Birleşik Sırp kuvvetleri ile Evrenuz Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusu, Birleşik Sırp ordusunu Çirmen Savaş'ında mağlup ederek (1371). Çirmen zaferi sonrasında, Mekedonya yolu Osmanlı Devletine açıldı. Sırp direnişinin çökertilmesi sonucu Kavala, Drama ve Serez alındı.


Yorum (0) Yorum yaz! | Etiketler : Çirmen,Savaşı

Fas'ın fethi

 

 
Fas'ın fethi
Fas'taki saltanat kavgalarından yararlanmak isteyen Sokullu Mehmet Paşa, Cezayir beylerbeyi Ramazan Paşa'yı bu işle görevlendirdi. Ramazan Paşa'nın Abdülmelik'i tahta çıkarmasıyla, Fas Sultanlığı Osmanlı himayesine girmiş oldu (1576). Bu arada eski Fas Sultanı III. Muhammed de Portekizlilerden yardım istedi. Bu olay Osmanlıları, Hint Okyanusu'ndaki rakipleri Portekizlilerle ikinci kez karşı karşıya getirdi.Fas'ta Osmanlı hakimiyetinin yerleşmesini önlemek isteyen Portekiz kralı büyük bir ordu ile Fas topraklarına çıktı. Gelişmeleri yakından izleyen Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa, harekete geçti. Tanca yakınlarında yapılan (Vadi-üs Sebil Savaşı'nda, Portekiz ordusunu ağır bir yenilgiye uğtattı (1578). Portekiz kralı savaş alanında öldü. Bu savaşın sonunda Portekiz Krallığı, İspanya tarafından ele geçirildi. Böylece Mısır'dan Fas'a kadar bütün Kuzey Afrika, Osmanlıların yönetimi ve denetimi altına girdi.

Yorum (0) Yorum yaz! | Etiketler : Fas'ın,fethi

Akşemseddin Hazretleri

 

 
Akşemseddin Hazretleri
İstanbul'un manevi fatihi, büyük alim, üstad, hekim ve veli Asıl ismi Muhammed bin Hamza, lakabı Akşeyh'tir. Evliyanın büyüklerinden Şihabüddin Sühreverdi'nin neslindendir. Soyu Hz. Ebu Bekr-i Sıddık'a Ulaşır. 1390 senesinde Şam'da doğdu küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi. 7 yaşında babsı ile Anadolu'ya gelir. Akşemseddin, babasının vefatından sonra tahsiline devam ederek,sarf, nahiv, mantık,meani, belagat ilmi-i fıkıh, akaid, hikmet okudu. Zeka ve istidadının yardımıyla kısa sürede ilimleri öğrenip tıp ilmini dahi tahsil ettikten sonra Osmancık medresine müderris oldu. Akşemseddin'e zamanın büyük Velisi Hacı Bayram hazretlerine gitmesini tavsiye ettiler. Akşemseddin hazretleri müderrislik görevini bırakarak, Ankaraya geldi.  Rastladığı bir kimseye Hacı Bayram Veli'yi nerede bulabileceğini sordu." İşte şu gördüğün dükkan dükkan gezerek para toplayan kişi Hacı Bayram'dır" dedi. Akşemseddin hazretlerinin yüzü buruştu kalbi sıkıntıyla doldu. Demek meşhur Veli Hacı Bayram dükkan dükkan para topluyor, buralara kadar kendimi  boşuna yormuşum diyerek meşhur Veli Şeyh Zeynüddin-i Hafi hazretlerine talebe olmak için Halep'e bir konak mesafeye geldiğinde bir hana geldi. Sabah, elleri yüzünde korku, şaşkınlık ve dehşet içerisinde uyandı. gördüğü rüyanın etkisi altında Halep yerine Ankara istikametine döndü.Rüyasında boynuna takılan bir zincir Hacı Bayram'ın elindeydi Akşemseddin Halep'e gitmek istedikce Hacı Bayram zinciri çekiyordu. Hacı Bayram-ı Veli'nin dergahına ulaşınca Akşemseddin onun talebeler gibi tarlada çalıştı. Yemek vakti gelince Akşemseddin'in yüzüne bakmadı. Hacı Bayram hazırlanan yemeği talebelerine taksim etti. artığını da köpeklerin canağına döktürdü. Akşemseddin bir onlara bir de kendine bakarak nefsine "sen buna layıksın" diyerek köpeklerin önüne konan yemekten yemeye başladı. Hacı Bayram-ı Veli onun bu tevazusuna dayanamayarak: Köse kalbimize girdin, gel yanıma" diyerek gönlünü alıp sofrasına otuttu. Sonra "Zincirle zorla gelen misafiri böyle ağırlarlar." dedi. Hacı Bayram-ı Veli hazretleri Akşemseddin'i diğer talebelerinden daha zor imtihanlara tabi tuttu. Böylece Akşemseddin hazretleri kısa zamanda tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrendi ve Hacı Bayram hazretlerinden icazetini, diplomasını aldı. Osmanlı Sultanı II. Murat Han, Hacı Bayram-ı Veli'yi son derece severdi. Fırsat buldukça, sık sık ziyaretine giderdi. Bir defasında, dört yaşındaki oğlu Şehzade Mehmet ile beraber Hacı Bayram'a gelip elini öptüler. Sultan Murat Han, Sohbet sırasında Hacı Bayram'a "Efendim İstanbul'u alıpi kafir diyarını İslam'ın nuru ile nurlandırarak, çan çınlamaları yerine ezan seslerinin yükselmesini arzu ederim. Bu hususta dualarınızı beklerim." dedi "Allahü teala, ömrünüzü ve devletinizi ziyade etsin. Yalnız, İstanbul'un alındığını sen ve ben göremeyiz." dedi sonra da şehzade Mehmet ile Akşemseddin'i göstererek: "Ama şu çocukla bizim köse görürler." buyurdu. Tıp ilminde de kendini yetiştiren Akşemseddin hazretleri çeşitli hastalıklara hangi otlardan hazırlanan ilaçların iyi geleceğini bilirdi. Bu husutaki ilmi dillere destan idi. Bulaşıcı hastalıklar üzerinde de çalışmalar yaptı. Akşemseddin hazretleri, etkileri bakımından kansere benzeyen seretan denilen bir hastalıkla da uğramıştı. Tıptaki şöhreti o dereceye vardı ki birkaç defa Edirne sarayına çağrıldı. II. Murat Hanın vefatı ile Osmanlı tahtına çıkan genç padişah Sultan Mehmet İstanbul'un fethi hazırlıklarını tamamladıktan sonra şehre doğru hareket ederken Allah adamlarına da ordusunda bulunmasını istedi. Bu davet üzerine Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Gürani, Şeyh Sinan gibi meşhur alimler ve veliler talebeleriyle orduya katıdı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul önlerinde ordugahını kurdu. Fatih Sultan Mehmet Han, Veziri Veliyüddin Ahmet Paşayı Akşemseddin Hazretlerine göndererek "Şeyhe sor, Kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi varmıdır?" dedi. Buna Akşemseddin Hazretleri şöyle cevap verdi. "Ümmeti-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gaziler bir kafir kalesine doğru hücum ederse, inşaallah teala feth olur". Sultan Mehmet Han umümi cevapla yetinmeyip, Veliyüddin Ahmet Paşayı tekrar Akşemseddin'e gönderip: "Vaktini tayin etsin" dedi. "İşbu senenin Cemaziyelevvel ayının 20. günü seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Konstantiyye'nin içi ezan dola" dedi.  Yeniceriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyalar Sultan Mehmet Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyordu. Fatih Sultan Mehmet Han bu sırada Hocası Akşemseddin'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddin'in bulunduğu çadıra gitti. Fatih Sultan Mehmet Han  çadıra yaklaşıp hançerinle bir delik açtı. İçeri Bakınca Hocası Akşemseddin hazretleri kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş ak saçı ve ak sakalını toprağa sürüp saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hali  ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü Tealaya yalvarıp dua ediyor, gözyaşı döküyordu. Fatih Sultan Mehmet Han hocası Akşemseddin'in Allahü Tealaya yalvarıp dua etmekte olduğu bu yüksek hali görünce doğruca yerine döndü Kaleye bakınca surlara tırmanan İslam askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğunun da hisra girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam Efendimizin büyük mücizesi gerçekleşti. Fatih Sultan Mehmet Han, Akşemseddin, Mola Gürani, Mola Hüsrev ve Akbıyık Sultan ile İstanbul'a girerken Şehir halkı yol boyunca dizilmiş heyacanla ellerindeki çiçek demetlerini Fatih Sultan Mehmet çok genç olduğu için herkes Akşemseddin'i padişah sanıyordu. Ona demet demet çiçek veriyordu. Akşemseddin'in "Sultan Mehmet ben değilim, odur". Sözüne karşılık Fatih Sultan Mehmet de "Giddiniz yine ona gidiniz Sultan Mehmet benim ama o benim hocamdır. "Şehrin Manevi Fatihidir." diyordu. Bir gece Fatih Sultan Mehmet Han Akşemseddin hazretlerinin ziyaretine gitti. Akşemseddin'e "Hocam! Eshab-ı kiramın büyüklerinden, mihmandar-ı Resüllullah olan Ebu Eyyüb-i Ensari'nin mübarek kabrinin İstanbul surlarına yakın bir yerde olduğunu tarih kitaplarından okudum. Yerinin bulunması ve bilinmesini bilhassa rica ederim." O zaman Akşemseddin hemen "Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. orada olmalıdır. cevabını verdi. Fatih Sultan Mehmet Han, Eyüb Ensari'nin Kabr-i şerifinin üzerine bir türbe ve Akşemseddin ile talebelerinin mahsus odalar, bir de cami-i şerif yaptırdı. Akşemseddin'den orada oturmasını rica etti. fakat o, bu teklifi kabul etmeyerek memleketi olan Göynük'e döndü. Akşemseddin Göynük'te 1459 yılına kadar yaşadı.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Akşemseddin,Hazretleri

Osmanlı Sağlık Hizmetleri

 

 

 Osmanlı Sağlık Hizmetleri

Osmanlı İmparatorluğunda her devirde memleketin her köşesinde pek mühim ve övülmeye layık nice sağlık kuruluşları vücüda  getirmiş ve halkın fukara ve kimsesizlerinden binlerce hastanın sıhhat ve afiyetlerini temin etmek hizmetlerinde bulunmuştur. Husüsiyle II. Abdülhamid Han'ın hizmetleri takdire şayandır. Geniş hududlarına rağmen devletin her köşesine bimarhane, tımarhane, şifahane, veya darüşşifa denilen hastahaneler tesis etmişlerdir. Bunların bazıları şunlardır: 30 Aralık 1889 yılında Gülhane Seririyat Hastahanesi ve Tababet-i Askeriye Tatbikat Mektebi: 1899 yılında Şişli tebelerinde Sultan II. Abdülhamid Han'ın bizzat bütün masraflarının üstlendiği Hamidiye Eftal Hastahane-i Alisi inşa edildi. Kastomonu ve Hüdavendiğar vilayetlerinde hastahaneler ve doktorlar gönderilmiştir. Çiçek hastalığı için Medine-i Münevvere ve Basra gibi uzak mahallere dahi birçok masraflarla "Aşı istihzarhaneleri" açılmış ve Devlet-i Aliyyenin en ücra yerlerine ve en küçük köylerine dahi şehadetnameli ve muvazzaf aşıcılar gönderilerek oradaki vatan evladına meccanen aşılar yapılmış, çocukların doğumumundan altı aya kadar aşılandırılmaları da temin edilmiştir. Kuduz illetine karşı İstanbul'da "Daü'l-kelp Tedavihanesi" Bağtad, Selanik, Şam, Diyarbakır, Erzurum gibi bazı merkezlere ayrıca "da'ü'l-kelb ameliyathaneleri" tesis olunmuştur. Kağıthane menba suları toplanarak İstanbul'un bir çok mahallerinde inşa olunan Hamideye çeşmelerine tevzi edilmiştir. Böylelikle Galata, Beyoğlu, Taksim ve Şişli taraflarında zuhur eden hastalıklara karşı tedbir alınmıştır.

Yorum (0) Yorum yaz! | Etiketler : Osmanlı,Sağlık,Hizmetleri

Niğbolu Meydan Muharebesi

 

 

 

 

Niğbolu Meydan Muharebesi (1391)

Osmanlıların Tuna boylarına dayanmaları, Macarları endişeye sevketti. Macar Kralı Sigismund, Papa'ya ve Avrupa Devletlerine destek isteyerek, Türklere karşı yardım istedi. 1395 yıllarında İstanbul'u türkler ikinci defa kuşatılması Avrupa'yı ayaklandırmıştı. Sigismund'un ve Papa'nın çağrısına Hıristiyan Devletler katıldılar. Macar, Fransız, Alman, Leh, İngiliz, İtalyan, İspanyol, Bohemya askerlerinden gelen Haçlı ordusunun sayısı 130.000 bini aşmaktaydı. Bu kuvvetlere Macar Kralı kumandanlık ediyordu. Seferin asıl gayesi, Macaristan ve Bizans'ı kurtarmak olmayıp, Türkleri tamamen ezerek mukaddes Kudüs topraklarını almaktı. Haçlı ordusu Tuna'yı geçerek Niğbolu kalesini kuşatmaya başladı. Kendilerinden ve zaferi kazanacaklarından o kadar emindiler ki, Osmanlı ordusunun kaçtığı haberi yayılmıştı. Niğbolu kalesinde tecrübeli kumandan Doğan Bey bulunuyordu. İstanbul kuşatmasını derhal kaldıran Yıldırım Bayezid yldırım süratiyle Niğbolu'ya altı saatlik mesafeye habersizce sokulmuştu. Büyük bir cesaret göstererek, Macar kıyafetleri giyip gece karanlığında kalenin önüne kadar geldi. Yıldırım Bayezid Doğan bey'e seslendi. Doğan Bey Yıldırım Bayezid'i tanıdı yıldırım Bayezid Doğan Bey'e durumun nasıl diye sordu. Doğan Bey kuşatmanın bir haftadır devam ettiğini kalenin sağlam, erzağın bol olduğunu ve gazilerin dayandığını bildirdi. Yıldırım Bayezid hele dayanın, işte biz vardık deyip muhteşem atının üzerinde karanlıklara dalarak koyboldu. Bu konuşmayı duyan bir düşman müfrezesi Yıldırım Bayezid'i peşine düştüyse de ona yetişemedi. Bir mütted sonra 70.000 bin kişilik Osmanlı ordusu, Haçlılarla Niğbolu'da karşılaştılar (1396). Haçlı ordusunu kıskaç içerisine alan Yıldırım Bayezid Haçlı ordusunu imha etmeye başladı. Neye uğradıklarını çok geç farkeden Haçlılar, geri kaçmak istedilerse de mümkün olmadı Çünkü Tuna'yı tutan Osmanlı askerleri tarafından esir olmazlarsa kılıçtan geçiriliyorlardı. Kendilerini Tuna'ya atlayanlar ise zırhlarının ağırlığından dolayı batıyorlardı. Haçlı ordusu 100.00 bine yakın kayıp verdi. 10. 000 bine yakın esir alındı. Macar Kralı Sigismund canını zorlukla kurtarabildi. Esirler arasında Fransa'nın Burgonya Veliahdı korkusuz Jean da bulunuyordu. Niğbolu Zaferi Osmanlı ülkesinde sevinçle karşılandı.

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : Niğbolu,Meydan,Muharebesi

Kırım'ın fethi

 

 

 

 

Kırım'ın fethi (1475)

Kırım Hanı Hacı Giray ölmüş, çocukları arasında saltanat kavgası başlamıştı.Kırım'ın Azak kıyılarında bulunan Kefe ve Mengüp şehirleri Cenevizlilerin ticaret kolonileriydi. Kırım'ın askeri, iktisad ve jeopolitik önemi çok iyi bilen Fatih Sultan Mehmet, üç yüz parçalık bir donanma ile Gedik Ahmet Paşa'yı gönderdi. Kısa zamanda Cenevizlilerin elinde bulunan Kefe, Azak ve Mengüp kaleleri zaptedildi. Fatih Sultan Mehmet'in emriyle Mengli Giray, Kırım Hnı tayin edildi. Bu suratle Kırım Osmanlı Devletinin bir eyaleti haline geldi (1475). Osmanlıların yaptıkları savaşlarda 50 ile 100 bin arasında değişen atlı asker göndermeleriyle Kırım Hanlığı Osmanlı İmparatorluğuna olan sadakatlarını asırlarca devam ettirdiler. Fatih sultan Mehmet Kırım'ın fethiyle  Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Bu sayede Karedeniz'deki Ceneviz üstünlüğü sona erdi ve İpekyolu'nun tüm denetimi Osmanlı Devleti'ne geçti.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Kırımın,fethi

Otranto Seferi

 

 

 

Otranto Seferi

Gedik Ahmet Paşa, ideresinde 132 parçalık bir Osmanlı donanması,  Güney İtalya sahillerine ulaştı. Gedik Ahmet Paşa, kısa zamanda Otranto Kalesini 11 Ağustos 1480 aldı. Napoli Kralı Ferdinand oğlu Alfons idaresinde kuvvet gönderdiyse de bu kuvvetler Osmanlı gücü karşısında geriye çekilmek zorunda kaldılar. Otranto kalesini tamir ve bakımını yapan Gedik Ahmet Paşa'nın burasını İtalya'nın fethi için üs olarak kullanmak düşüncesinde olduğu muhakkaktı. Fatih Sultan Mehmet'in ani ölümü ve yeni Padişah II. Bayezid'in Gedik Ahmet Paşa'yı geri çağırmasıyla İtalya seferi kaldırıldı. 1481 yılında Otranto tekrar Ferdinand'ın eline geçti.

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : Otranto,Seferi